Aramak için yazmaya başlayın...
Dört Erkek Bir Yalakta Yüz Yıkıyordu (17 Kasım 1935) - demirtepe.net

Dört Erkek Bir Yalakta Yüz Yıkıyordu (17 Kasım 1935)

Güncelleme Tarihi: 23 Ağustos 2026 - 00:34

Muhabirin Demirtepe'deki ikinci yazısı: mendilde bir servet gibi saklanan çiğ kahvenin ikramı, açlıktan yük çekmeyi reddedip ölen öküz ve köyde doğan 19 çocuktan sekizinin hayatta olduğu bilgisi burada. Köyden ayrılırken su birikmiş bir kütüğün başında yıkanan göçmenlerle yaptığı aşı konuşması da kayıtlı.

Dört Erkek Bir Yalakta Yüz Yıkıyordu (17 Kasım 1935)

Dizide 4 / 7

Gazete
Son Posta — 6. yıl, sayı 1902
Tarih
17 Kasım 1935, Pazar
Sayfa
1 ve 8
Yazan
Naci Sadullah
Nereden
Yazının başında “Demir Tepe (Trakyada)” kaydı vardır — muhabir hâlâ köydedir.
Önemi
Demirtepe’nin ikinci röportajı. Bir gün önceki yazının bittiği yerden devam eder. Köyde doğan 19 çocuktan sekizinin hayatta olduğu bu yazıda kayıtlıdır.

Bu metin nasıl hazırlandı? Son Posta’nın taranmış sayfalarından okunup günümüz Türkçesine çevrildi, kısaltılmadı. Metin sayfa görüntüsüyle satır satır karşılaştırılarak doğrulandı.

Bir önceki yazının devamıdır. 16 Kasım tarihli röportaj, göçmen kadının bir servet gibi sakladığı mendildeki çiğ kahve tanelerinin düğümü çözülürken bitiyordu. Bu yazı o kahvenin pişirilip ikram edilmesiyle başlar. İkisi aynı ziyaretin ardarda iki parçasıdır.

Dizideki yeri. Numaralandırma 3’ten başlar, çünkü 13 ve 14 Kasım tarihli yazılar dizinin numarasız birinci ve ikinci bölümleridir. 15 Kasım tarihli nüshada diziden yazı yayımlanmamıştır.

Demirtepe (Trakya’da) — Göçmen kadın, mendilindeki çiğ kahvelerden dört tanesini, mücevher tartan titiz bir kuyumcu özeniyle ayırdı, delikanlının getirdiği teneke cezveye koydu. Cezveyi ocakta tutuşturduğu çalıların alevine tutarak kahve tanelerini kavurdu. Sonra suyunu koyup kabartarak toprak bir fincana boşalttı ve fincanı elime uzatırken boynunu büktü:

— Kusura kalmayın, şekerimiz bitmiş de…

Zavallıların bu zavallı ve “şekersiz rüşvet”ten hayır ummaları, bana yudumladığım kahveden de acı geldi.

Göçmenler Hayvanlarını Dayandıramıyor

Göçmenler, hayvanlarının dayanıksızlığına içerliyor. İçlerinden biri:

— Hayvanlar, diyor, açlığa, soğuğa, yorgunluğa bizim kadar dayanamıyor. Bir gün aç kaldılar mı, sırtlarında kamçı değil, odun kırsan kâr etmiyor. Geçen sabah Rafi’nin öküzü, bayırın alt yanındaki çeşmenin başında ayak diremiş. Hayvan kamçılana kamçılana ölmüş ama bir adım ilerlememiş!

Elimde olsaydı, açken yük çekmeye ölmeyi tercih eden o öküz adına bir anıt diktirirdim.

Ama göçmenler zavallı öküzü takdirle değil, lanet ve nefretle anıyor.

Yaşlı bir göçmen, arkadaşının sözlerini doğruluyor ve:

— Burada, diyor, doğan 19 çocuğun sekizi hâlâ sağ. Fakat 19’dan çok fazla hayvan doğdu ve bir tanesi yaşamadı!

Arabacının yola çıkma saatini geçirdiğimizi bilmem kaçıncı kez tekrarlaması, göçmenleri daha fazla dinlememe imkân bırakmadı. Karamsarlığımı gideceğim köylerde dağıtabilirim umuduyla yola çıkarken, gözüme az ileride göçmenler ilişti:

Mikrop da Nedir?

Dördü de, derin oyuğu su dolu bir kütüğün etrafına çömelmişti. İçine sümkürdükleri oyuktan aldıkları kapkara suyu avuçlayıp yüzlerine çarpıyor, güya yıkanıyor, temizleniyorlardı. Yanlarına sokuldum, bu ördek usulü yıkanışın sağlık açısından sakıncalarını saydım ve:

— Bu suyun içinde, dedim, sizin saçlarınızın tellerinden çok mikrop vardır!

Durdular, birden sordular:

— Mikrop da nedir?

En kestirme yoldan cevap verdim:

— Yani bu su sizi hasta eder!

Göçmenlerden biri, benim gafletimle eğlenir gibi güldü:

— Doktorlar kolumuza budumuza tam iki kez aşı saldılar… İki aşıdan sonra hastalıktan korkumuz mu kalır?

Anlaşılıyordu ki göçmenler, kendilerine yapılan tifo ve çiçek aşılarında, bütün mikroplara ve bütün hastalıklara karşı sonsuz bağışıklık kazandıran bir özellik olduğunu sanıyorlardı.


Evreşe’de

— Geliyor!

— Edirne’den yola çıkmış!

Evreşe nahiyesine vardığım zaman ortalık, ne olduğu bilinmeyen bu söylentinin sevince benzeyen telaşıyla çalkalanıyordu. Tahminlerimden hangisinin doğru olduğunu anlamak için ilk karşılaştığım köylüyü sorguya çektim:

— Çatı tahtaları mı geliyor?

— Hayır!

— Tohum mu?

— Hayır!

— Buğday mı?

— Ne münasebet!

Meğer gelişi, sevince benzettiğim bir telaş uyandıran şeyin tahtayla, kiremitle, tohumla, buğdayla hiçbir ilgisi yokmuş; Edirne’den yola çıktığı duyulan umum müfettiş Kâzım Dirik’miş!

Bu haber Evreşe’de kuvvetli bir sarsıntı yarattı: Görev başında ve çalışkan görünmek isteyenler nahiyede hemen kazma kürek seferberliği ilan ettiler ve yarım kalmış göçmen evlerinde, işbaşı yapmış bir fabrika hareketliliği başladı.

Şimdi Kâzım Dirik’in otomobilinde hayalî bir yolculuğa çıkıyorum: Uzunköprü ve Keşan köylerindeki bütün yapı yerlerinde, arı kovanlarını gölgede bırakan bir hareketlilik görüyorum. Kerpiçler kesiliyor, taşlar taşınıyor, keresteler rendeleniyor, kireçler dökülüyor, evler, mahalleler kuruluyor.

Bu manzara Kâzım Dirik’in gözlerinde haklı bir sevinç uyandırıyor. O sırada yanına bir gazeteci sokuluyor, soruyor:

— Göçmenlerin yersiz kaldıkları söyleniyor, ne dersiniz?

Kâzım Dirik bu soruya haklı bir iyimserlikle cevap veriyor:

— İnanmayın… Onlar, Trakya köylerinde durmadan kalkıp inen çekiçlerin mutlu takırtılarını duymayan kimselerdir. Yakında Trakya’da ev sahibi edilmemiş göçmen kalmayacaktır.

Bu sözlerin gerçekten ne kadar yerinde olduğunu anlamak için kısa bir Trakya yolculuğu yapmak yeter. Onlar, gece yarılarından sonra uğrayacakları yerlerde bile ustaların mum ışığında ev kurduğunu göreceklerdir!

Ama tesadüf karşılaşmamıza yardım etseydi, hoşgörüsüne sığınacak ve ondan, teftişlerinden birini kılık değiştirerek yapmasını rica edecektim.

Trakya’daki göçmen evlerinin beklenen hızda tamamlanmasında çok etkili olacak bir çare daha var: Bütün Trakya’ya her gün üç kelimelik bir haber uçurmak:

— Kâzım Dirik geliyor!

Naci Sadullah

Nerede geçiyor? Yalak ve mikrop sahnesi Demirtepe çıkışında geçer, Evreşe’de değil. Muhabir köyden ayrılırken görür. Evreşe bölümü ondan sonra başlar.

Rakamlar hakkında. Bu yazıdaki “19 çocuktan sekizi sağ” verisi, bir gün önceki yazıda geçen iki ölüm rakamıyla tam örtüşmemektedir. Ayrıntı için Rakamlar üzerine not sayfasına bakınız.

Çocuklar ve hayvanlar. Yaşlı göçmenin sözü, bir önceki paragrafta hayvanların dayanıksızlığından yakınan arkadaşını doğrulamak içindir: doğan on dokuz çocuktan sekizi yaşamış, buna karşılık on dokuzdan çok daha fazla hayvan doğmuş ve hiçbiri yaşamamıştır.

Gazetedeki hâli. Bu cümle gazetede iki sayfaya bölünmüştür; 1. sayfa “doğan 19 çocuğun se—” ile kesilir, 8. sayfa “…kizi hâlâ sağ” ile açılır. Burada okuma kolaylığı için birleştirildi.

Kaynak

Naci Sadullah, “Romanya Göçmenleri Arasında: 4 — Dört Erkek Bir Yalakta Yüz Yıkıyorlardı”, Son Posta, sene 6, no. 1902, 17 İkinci Teşrin 1935, s. 1, 8.

Sayfa görüntüsü İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi dijital gazete arşivinden alınmıştır (nek.istanbul.edu.tr).

YORUMLAR 0

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!