Aramak için yazmaya başlayın...
Gelibolu'nun İncisi: Eyyüb Sabri Osmanoğlu'nun 2005 Tarihli Yazısı - demirtepe.net

Gelibolu'nun İncisi: Eyyüb Sabri Osmanoğlu'nun 2005 Tarihli Yazısı

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2024 - 01:49

Köyün damadı Eyyüb Sabri Osmanoğlu, otuz dört yıl boyunca gidip geldiği Demirtepe'yi 2005 dolaylarında Gelibolu Ay Yıldız gazetesinde anlattı: köyün suyu, bir dönümlük bahçeli parselleri ve yıkmayıp tamir ettiği kerpiç ev. Yazı olduğu gibi korunmuş, sonuna yazarın aynı dönemde gönderdiği şiir eklenmiştir.

Gelibolu'nun İncisi: Eyyüb Sabri Osmanoğlu'nun 2005 Tarihli Yazısı
Yazan
Eyyüb Sabri Osmanoğlu
İlk yayın
Gelibolu Ay Yıldız gazetesi, yaklaşık 2005
Yazarın bağı
Köyün damadı. Otuz dört yıl boyunca her sene köye gelip gittiğini, sonradan buradan arsa alıp yerleştiğini belirtir.
Niteliği
Kişisel savunu yazısı. Sonunda yazarın aynı dönemde gönderdiği şiir yer alır.

Aşağıdaki yazı Eyyüb Sabri Osmanoğlu tarafından yaklaşık yirmi yıl önce kaleme alınmış, Gelibolu Ay Yıldız gazetesinde yayımlanmıştır. Yazarın gözlemleri ve köye duyduğu bağlılık olduğu gibi korunmuştur. Metin içinde geçen parselasyon talebi ve arsa çağrısı, yazının yazıldığı döneme aittir; bugünkü durumu yansıtmayabilir.

Bu sayfada kesikli çerçeveli kutular demirtepe.net tarafından sonradan eklenmiştir. Yazarın metnine ait değildir; arşiv kayıtlarıyla karşılaştırma ve açıklama amacı taşır.


Balık Suda Yaşar, Ama Suda Yaşadığını Bilmez

Balık suda yaşar, fakat suda yaşadığını bilemez. İnsanlar da bir boşlukta yüzer, fakat boşlukta yüzdüklerinin farkına varamazlar.

Biz insanlar olduğumuz yerde durduğumuzu zannederiz. Hâlbuki sadece biz ve üzerinde yaşadığımız dünya değil; güneş, ay, yıldızlar ve gezegenler dahi oldukları yerde durmazlar. Devamlı hareket hâlindedirler, belli bir istikamete doğru yol alırlar.

Bu ilmî gerçekleri herkes bilemez, bilememesi de normaldir. Nasıl ki bazı ilmî gerçekleri herkes bilemezse, Demirtepe gerçeğini de herkes bilemez.

Bense Demirtepe gerçeği hakkında tam otuz dört yıl ihtisas yapmış, bütün özelliklerini çok iyi bilen acizane bir insanım. Çünkü ben bu köyün damadıyım. Hiç aksatmadan, ama üç gün ama beş gün, her sene bu köye geldim ve gittim.


İki Deniz Arasında

Demirtepe, Çanakkale Boğazı'na 1,5 kilometre, Saros Körfezi'ne 4 kilometre mesafededir. İki denizin arasında olmakla birlikte yeşilliklerle bezenmiş, âdeta cenneti andırır.

İki deniz arasında olması sebebiyle hava sirkülasyonu hiç eksik olmaz. Yaz günlerinde rüzgârın püfür püfür esmesinin, kış günlerinde havanın temiz kalmasının başlıca sebebi budur.

Denize girmek istediğinizde iki seçeneğiniz var: 1,5 kilometre mesafedeki boğazın sıcak suları ya da tertemiz Saros Körfezi.

Şehirlerarası yola 3 kilometre mesafede olduğu için köyde gürültü kirliliği yaşanmaz.

Saros Körfezi üzerine bir not

Yazıda Saros'un “dünyada kendini temizleyebilen iki körfezden biri” olduğu ve körfeze deniz trafiğinin girmediği belirtilir. Bu ifade Türkiye'de yaygın olarak tekrarlanır ancak bilimsel bir sınıflandırmaya dayanmaz.

Saros'un su kalitesinin yüksek olmasının bilinen sebepleri şunlardır: körfeze dökülen sanayi atığının azlığı, güçlü akıntı sistemi ve derin yapısı. Körfezde sınırlı ölçüde deniz trafiği bulunur.


“Yolları Paris Gibi”

Ta çocukluğumda duyardım: bir şehrin, kasabanın veya köyün yolları çok düzgünse “Paris gibi” derlerdi. Bu köyün yolları da gerçekten Paris gibi.

Köyün dışına çıkıp bir yolun başına dikildiğinizde, köyün diğer tarafında en uçta ne varsa görebilirsiniz.

Köy o kadar güzel kurulmuş ki, bütün hanelere birer dönüm — 1200 metrekare civarında — arsa tahsis edilmiştir. Bütün hanelerin önünden ve arkasından yol geçirilmiş, her beş hanenin sağından ve solundan yol geçirilerek şahane bir plan uygulanmıştır.

Bu plan gerçekten vardı

Yazarın övdüğü yerleşim düzeni, köy hafızasında da aynı şekilde anlatılır: her haneye bahçeli arsa, akrabaların yakın parsellere yerleştirilmesi, evlerin birbirinin ışığını kesmemesi.

Kasım 1935 tarihli gazete röportajları ise planın uygulanmasının geride kaldığını gösterir. Yetmiş ev planlanmış, elli dört hane gerçekleşmiş, evlerin çoğunun çatısı sekiz ay boyunca açık kalmıştır. Plan hazırdı; eksik olan keresteydi.

16 Kasım 1935 tarihli röportaj


Suyu ve Çamlığın Altındaki Çay

Köyün suyu olağanüstü güzelliktedir. Diğer köylerden ve yazlıkçılardan akın akın su almaya gelirler.

Bu sudan o kadar güzel çay olur ki, köy kahvesinin önündeki çam ağaçlarının dibinde çay içmeye doyamazsınız. Ilgın ılgın esen rüzgârın verdiği serinlik gövdenize hafif hafif dokunduğunda, çay üzerine çay içmekten olağanüstü zevk alırsınız.

İki ayrı su meselesi

Yazarın övdüğü içme suyu ile köy tarımının karşılaştığı su kıtlığı farklı meselelerdir. Köyün çeşme suyu kalitelidir; tarlaları sulayacak ölçekte tatlısu kaynağı ise yoktur.

Bu yüzden köyde kuru tarım yapılır ve bir yıl buğday ekilen tarlaya ertesi yıl günebakan ekilir.


Kerpiç Evi Yıkmadım

Şahsen ben bu köyden bir arsa aldım. Arsanın üzerindeki kerpiç evi bozmadım, tamir etme yoluna gittim.

Böyle yapmakla çok güzel bir iş yaptığımı şimdi daha iyi anlıyorum. Çünkü en kavurucu öğle sıcaklıklarında dahi üzerime yorgan örtmeden yatamıyorum.

Hangi evler?

Köyün kerpiç evleri, 1934–1936 arasında göçmenlerin kendi elleriyle yaptığı evlerdir. Plan iki oda ve bir ahırdan oluşuyordu; oturma yerleri doğrudan ahıra bitişikti ve ev planlarında tuvalet yoktu.

Naci Sadullah, 1935 Kasımı'nda bu evlerin yapılışını anlatır. Yani yazarın yıkmayıp tamir ettiği ev, gazete sayfalarında kayıtlı bir yapı türüdür.


Bahçe, Kuzular, Tavuklar

Bir dönümden ev yapılan kısım ayrıldıktan sonra bana bahçe olarak 800 küsur metrekare kaldı. Buraya kavun, karpuz, domates, patlıcan gibi on dokuz çeşit mahsul ektim. Arsanın başındaki kuyudan suluyorum. Sebze almak için pazara gitmiyorum.

Bu sene iki tane kuzu besledim.

Sevgi de eğitimle elde edilir. Torunlarım kuzuları severken sevginin eğitimini de almış oldular. Bu eğitimin torunlarımı gelecekte mutlu edeceğine inanıyorum. Çünkü sevgi fedakârlık getirir; fedakârlığı içine sindirebilen herkes de mutlaka mutluluğun yolunu bulacaktır.

Ayrıca tavuklarım var. Bugüne kadar hiç yumurta parası vermedim. Günlük yumurtamı tavuğun altından alıp yiyebiliyorum.


Köy ile Yazlık Arasındaki Fark

Deniz kenarından bir yazlık alsanız, orada bir senede en fazla üç ay kalabilirsiniz. Herkes yazlığını terk edince siz de terk etmek durumunda kalırsınız.

Terk edilen mahalleyi mutlaka birilerinin beklemesi lazımdır. Bu size ek külfet getirir; on iki ay aidat ödersiniz.

Yazlığınızı terk etmediğinizi, orada on iki ay kaldığınızı düşünün. Diğer komşularınız gideceği ve orası terk edilmiş bir mahal olacağı için sosyal hayatınızı normal yürütemezsiniz, insan ilişkilerini yaşayamazsınız.

Hâlbuki burası bir köy olduğu için yazın da kışın da durabilir, insan ilişkilerini normal yaşayabilirsiniz. Kışın terk edip gitseniz dahi eviniz köyün içinde olduğu için bekçiye ihtiyaç duyulmaz.

Bu köyün en büyük özelliği ve güzelliği ise şudur: burada hırsızlık vakası yaşanmaz. Ben bu köyde otuz dört yıldır hiçbir hırsızlık vakası duymadım.


Bir Talep

Muhtarlık, köyün alt kısmındaki köy tarlasını — eski plana bağlı kalmak kaydıyla — parsellemek istemektedir. Yeni parselin yapılacağı kısım boğaza nazırdır.

Bu parselleme çalışmalarıyla ilgili resmî makamlardan yardım bekliyoruz. Yapılacak yardımın Demirtepe gibi bir köyün canlanmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz.

Bu talep yaklaşık yirmi yıl önce dile getirilmiştir. Sözü edilen parselasyon çalışmasının sonradan yapılıp yapılmadığı bu yazıdan anlaşılmamaktadır. Metin, yazıldığı dönemin belgesi olarak olduğu gibi korunmuştur.


Şiir Köşesi: Demirtepe

Eyyüb Sabri Osmanoğlu, yazıyla birlikte aşağıdaki şiiri de göndermiştir.

Sokakları, düzden düze,
Güneyi, bakar denize,
Dünyada yoktur bir eşi,
Haber veriyorum size

Demirtepe Demirtepe
Hak Rahmeti seni öpe.

Ganimettir bereketin,
Her gün eser hareketin,
Allah kazadan saklasın,
Görülmesin felâketin.

Demirtepe Demirtepe
Hakk kulları seni öpe.

Eyyüb Sabri Osmanoğlu

Şairin notu: Hareketten maksat rüzgârdır.

Yirmi Yıl Sonra

Yazı da şiir de, köye dışarıdan gelip sonradan yerleşen birinin gözünden yazılmıştır. Osmanoğlu'nun en çok üzerinde durduğu üç şey — yerleşim planının düzeni, suyun güzelliği ve rüzgâr — köy hafızasında bugün de aynı sözlerle anlatılır.

Şiirin ilk dizesi bunu doğrudan söyler: “Sokakları, düzden düze.” Yazıda “yolları Paris gibi” diye anlattığı düzeni, dört kelimeye sığdırmıştır.

Kerpiç evi yıkmayıp tamir etmesi ise belki farkında olmadan aldığı en isabetli karardı. O evler köyün ilk yıllarından kalan tek somut mirastır.

Yayın notu. Metin, yaklaşık 2005 yılında Gelibolu Ay Yıldız gazetesinde yayımlanmıştır. Dil, okuma kolaylığı için hafifçe düzenlenmiş; yazarın üslubu ve şiirin metni olduğu gibi korunmuştur.

Köyün ilk yıllarına dair gazete kayıtları için: Demirtepe Basın Arşivi

YORUMLAR 0

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!