Aramak için yazmaya başlayın...
Demirtepe Köyü: Kuruluşu, Tarihi ve Bugünü - demirtepe.net

Demirtepe Köyü: Kuruluşu, Tarihi ve Bugünü

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2024 - 01:53

Demirtepe, Çanakkale'nin Gelibolu ilçesinde, 1934'te Romanya'nın Silistre iline bağlı Nozharevo (Masutlar) köyünden gelen ailelerin kurduğu bir Trakya köyüdür; adı 1936'da Çanakkale Umumî Meclisi kararıyla resmen konmuştur. Köyün ilk kışı, 1935 Kasımı'nda Son Posta'da yayımlanan röportajlarda ayrıntısıyla kayıtlıdır.

Demirtepe Köyü: Kuruluşu, Tarihi ve Bugünü

Çanakkale Boğazı'na kuş uçuşu yaklaşık 1,5 kilometre uzaklıkta, Bolayır'ın doğusundaki bir tepede kurulu Demirtepe; 1934'te Romanya'nın Silistre iline bağlı Nozharevo — Türkçe adıyla Masutlar — köyünden gelen Türk ailelerin kurduğu bir Trakya köyüdür. Doksan yıllık geçmişinin ilk kışı, hakkında yazılmış en eski belgelerde ayrıntısıyla kayıtlıdır.

Çanakkale Boğazı'na
kuş uçuşu
1,5 km
Saros Körfezi'ne
kuş uçuşu
4 km
Bolayır'a
karayoluyla
4,8 km
Gelibolu'ya
karayoluyla
20,7 km
1

Nereden Gelindi

Osmanlı'nın Balkanlardan çekilmesinden sonra Dobruca'da — bugün bir kısmı Bulgaristan, bir kısmı Romanya sınırları içinde kalan bölgede — yüzyıllardır yaşayan Türk toplulukları giderek zorlaşan koşullarla karşılaştı. Silistre, Pazarcık ve Köstence çevresindeki bu nüfus için toprak düzenlemeleri, ekonomik baskı ve azınlık politikaları göçü tek çıkış hâline getirdi.

1930'ların başında Romanya'dan Türkiye'ye göç hızlandı. Köstence Limanı'nda haftalarca vapur bekleyen aileler, yüksek nakliye ücretleri ve pasaport güçlükleriyle uğraştı. Yanlarına alabildikleri sınırlıydı: anlaşma koşullarına göre hayvanlarını, tarım aletlerini ve sınırlı miktarda parayı taşıyabiliyorlardı. Geride bıraktıkları ise atalarının mezarlarıydı.

Bu göçün yasal çerçevesini 14 Haziran 1934 tarihli 2510 sayılı İskân Kanunu çizdi. Trakya öncelikli iskân bölgesi ilan edildi; gelenlere toprak, ev ve araç gereç tahsis edilmesi öngörüldü. Süreç 4 Eylül 1936'da imzalanan Türkiye–Romanya göç sözleşmesiyle düzenli bir takvime bağlandı.

Demirtepe'yi kuranlar

Köyü kuran aileler, Romanya'nın Silistre iline bağlı Nozharevo (Masutlar) köyünden geldi. Bu yerleşim bugün Bulgaristan sınırları içindedir; 1940'a kadar Romanya'ya bağlı Güney Dobruca'nın parçasıydı. Masutlar'ın komşu köylerinden — Arabacılar, Hocaköy, Karadırlar, Sarıgöl — gelenlerin bir bölümü de aynı yıllarda Trakya ve Marmara'ya yerleştirildi.


2

Yerin Seçilmesi

Köyün yerini bulmak kolay olmadı. Köy hafızasında yaşayan anlatıya göre göçmenler kendilerine sunulan ilk üç seçeneği reddetti; her seferinde başka bir sebeple.

Birinci teklif — Gelibolu merkezi
Doğrudan ilçe merkezine yerleşmeleri önerildi. Reddedildi: gelenler kendi köylerini kurmak istiyordu. Romanya'da da ayrı bir köy topluluğu olarak yaşamışlardı.
İkinci teklif — eski kiremit fabrikası yanı
Bolayır ile Koruköy arasındaki bu alan, dönemin işlek ticaret yolu üzerindeydi. Gürültü ve geliş geçiş sebebiyle uygun görülmedi.
Üçüncü teklif — Çamaşır Deresi civarı
Alçak ve çanak biçimli arazi, yağışlı mevsimde sel riski taşıyordu. Bu sebeple vazgeçildi.
Karar — bugünkü yer
Bolayır'ın doğusundaki tepelik alan kabul edildi. Kazılarda çıkan demir renkli taşların köye adını verdiği anlatılır.

İki Bolayır mesafesi

Bolayır ile Demirtepe arası için iki farklı rakam duyulur, ikisi de doğrudur. Eskiden köylüler Bolayır'ın Yeni Mahalle'sinden doğruca yürüyerek gelirdi; o patika yaklaşık iki kilometreydi. Bugünkü karayolu ise dolaşarak gittiği için 4,8 kilometredir.

1935 tarihli röportajda Naci Sadullah'ın “Bolayır ile Demirtepe arası yarım saat bile sürmüyor” demesi de o eski yaya yolunu tarif eder.

Adın kaynağı üzerine

“Demirtepe” adının kazılarda çıkan demir taşlarından geldiği köyde yaygın olarak anlatılır. Bu, sözlü gelenekten gelen bir açıklamadır; adın resmen konduğu 1936 tarihli meclis kararında gerekçe belirtilmemiştir.


3

İlk Kış: Plan ile Gerçek Arasındaki Mesafe

Köyün kuruluşu, köy hafızasında düzenli bir yerleşim planı ve titiz bir mühendislik çalışması olarak anlatılır. Elimizdeki en eski yazılı belgeler ise ilk kışın çok daha zorlu geçtiğini gösteriyor. İkisi birbiriyle çelişmez: plan iyiydi, uygulama geride kaldı.

Demirtepe'nin adı Türk basınında ilk kez 13 Kasım 1935'te Son Posta gazetesinde geçti. Gelibolu'ya gönderilen muhabir Naci Sadullah, bir memurun ağzından şunu aktarıyordu: köyde yetmiş evlik bir göçmen yerleşimi hazırlanıyor, ancak kiremitlerin altına konacak keresteler sekiz aydır gelmiyor.

Üç gün sonra, 16 Kasım 1935'te, aynı muhabir köyün içindeydi. O yazı, Demirtepe hakkında bilinen en ayrıntılı tasvirdir. Yetmiş ev planlanmıştı; gerçekleşen elli dört haneydi. Evlerin çoğunun çatısı hâlâ açıktı.

54
hane
(Kasım 1935)
474 → 440
nüfus
dokuz ayda
75 gün
tohumun
gecikmesi
19 → 8
doğan çocuk
ve yaşayan

Kadınlardan biri muhabire, sekiz bin kilo tohumun kasımdan yetmiş beş gün sonra ellerine geçtiğini anlatmıştı — yani ekim mevsimi çoktan kapanmışken. “Bu evler yüzünden tam üç gündür açız” diyordu. Köyde okuryazar yoktu; tek öğretmen İmroz'a tayin edilmişti. Ev planlarında tuvalet yoktu ve oturma yerleri hayvan damlarına bitişikti.

Ertesi gün yayımlanan yazıda yaşlı bir göçmen şunu söylüyordu: köyde doğan on dokuz çocuktan sekizi hayattaydı. Aynı dönemde doğan hayvan yavrularından ise hiçbiri yaşamamıştı.

Bu bilgiler nereden geliyor?

Yukarıdaki rakamların tamamı, 1935 Kasımı'nda Son Posta'da yayımlanan röportajlardan alınmıştır. Yazıların tam metinleri, sayfa görüntüleriyle birlikte Demirtepe Basın Arşivi'nde yayımlanmaktadır.

Rakamlar arasında birebir örtüşmeyen noktalar vardır; bunlara dokunulmamış, farkların nerede olduğu ayrı bir sayfada açıklanmıştır.

Köy hafızasında yaşayan planlı yerleşim anlatısı da yersiz değildir. Her haneye bahçeli bir arsa ayrılmış, akrabalar birbirine yakın parsellere yerleştirilmiş, evlerin birbirinin ışığını kesmemesine dikkat edilmiştir. Bugün bile köyün yerleşim düzeni bu özeni yansıtır. Anlaşılan o ki plan hazırdı; eksik olan keresteydi, tohumdu, öğretmendi.


4

Adın Resmen Konması: Mayıs 1936

Köyün kuruluş yılı olarak genellikle 1934 anılır. Bu tarih, göçmenlerin bu topraklara varış ve yerleşme yılıdır. 16 Kasım 1935 tarihli röportajda göçmenlerin “bir yıl önce geldiklerini” söylemesi de bunu doğrular.

Yerleşimin köy olarak tescili ve adının resmen konması ise daha sonradır. Son Posta'nın 10 Mayıs 1936 tarihli sayısında çıkan kısa haber şöyle bildirir:

Gelibolu'ya bağlı Bolayır köyüne yakın olan ve yeni gelen göçmenlerden oluşturulan köyün Demirtepe olarak adlandırılmasına Çanakkale Umumi Meclisi karar verdi.

Adın halk arasında karardan önce de kullanıldığı anlaşılıyor: Naci Sadullah, Kasım 1935 tarihli yazılarında köyü zaten “Demirtepe” diye anmaktadır. Yani 1934 geliş, 1936 tescil tarihidir.

Belgenin kendisi

Bu kararı bildiren gazete haberinin tam metni ve sayfa görüntüsü için: Gelibolu'da Yeni Bir Köy Kuruldu — 10 Mayıs 1936


5

1942: Askerî Birlik ve Köyün Dönüşümü

Köyün sosyal tarihinde 1942 bir dönüm noktasıdır. İkinci Dünya Savaşı sürerken Türkiye, Çanakkale Boğazı çevresini tahkim etmek için bölgeye ciddi askerî kaynak aktardı. Demirtepe'de konuşlanan birlik, köyü fiilen bir garnizon yerleşimine çevirdi.

Köy hafızasına göre birliğin getirdikleri, o dönemde büyük şehirlerde bile her yerde bulunmayan hizmetlerdi: sinema salonu, konser ve etkinlik alanı, kasap, terzi, lokanta ve fotoğrafçı. Köy çamlığı ve kahvesi de bu dönemde düzenlendi.

Bugüne ulaşanlar

  • Köy girişindeki eski mutfak binası (kısmen ayakta)
  • Yıkılan sinema binasının dört kolonu ve beton zemini
  • Köy çamlığı (hâlâ kullanımda)
  • Eski köy kahvesi binası

Doğrulanmayı bekleyen

1942 tarihli Ulus gazetesinde, köydeki birlik için açılan odun, saman ve kuru ot ihalelerine dair ilanlar bulunduğu biliniyor. “Demirtepe köyü teslimli” kaydını taşıyan bu ilanlar, birliğin ölçeğini rakamla gösterebilecek tek kayıttır. Henüz asıl sayfalardan görülmemiştir.

Savaş bitince birlik bölgeden çekildi. Geride bıraktığı miras hem yapılar hem de alışkanlıklar biçiminde köyde kaldı. Sinema binasının bugün yalnızca dört kolonu ayakta.


6

Coğrafya ve Geçim

Gelibolu Yarımadası, Çanakkale Boğazı'nın Avrupa yakasında uzanır. Kuzeyinde Saros Körfezi, doğusunda boğaz, güneybatısında Ege bulunur. Bölgenin en yüksek noktası Korudağ'dır; buradan doğan Kavak Çayı yarımadanın en önemli tatlısu kaynağıdır.

Demirtepe'nin bulunduğu tepelik alan, Trakya'nın geniş düzlüklerine göre daha engebelidir. Bu yapı köye hem savunma açısından doğal bir avantaj hem de boğaza hâkim bir konum sağlar. Akdeniz ikliminin ılıman bir çeşidi hâkimdir: yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer.

Köyün güneyindeki çamlık, hem mikro iklimi düzenleyerek toprağın su tutma kapasitesini artırır hem de kuzeyden gelen sert rüzgârlara karşı doğal bir perde oluşturur. Aynı zamanda köyün en çok kullanılan ortak alanıdır — Hıdırellez kutlamalarından piknik ve yürüyüşlere kadar.

Ekonominin bel kemiği buğdayın kuru tarımıdır. Köy topraklarında sulama yoktur; üretim tamamen yağışa bağlıdır. Bu yüzden toprağı yormamak için nöbetleşe ekim uygulanır: bir yıl buğday ekilen tarlaya ertesi yıl günebakan ekilir. Ayçiçeğinin köydeki adı budur.

Az miktarda arpa da ekilir. Bir kısmı satılır, bir kısmı hayvan yemi olarak köyde kalır.

Yirmi yıl kadar önce köy tarlalarında kanola da ekiliyordu. Bugün ne ölçüde sürdürüldüğü elimizdeki bilgiyle söylenemez.

Buğday Günebakan (ayçiçeği) Arpa Saman (balya) Süt sığırcılığı Peynir ve süt ürünleri Kiraz Erik Amatör balıkçılık

Ama kuru tarım tek başına çoğu haneyi geçindirmez. Buğday yılda bir kez, o da yağışın izin verdiği ölçüde gelir getirir; kötü bir yılın telafisi yoktur. Bu yüzden köyün asıl düzenli geliri inek sütüdür.

Sabah ve akşam toplanan süt her gün para demektir. Gelibolu ve çevresinin peynir, yoğurt ve tereyağı talebini karşılayan bu üretim, hasadın belirsizliğine karşı hanenin dengeleyicisidir. Arpanın bir bölümünün yem olarak ayrılması da tarla ile ahır arasındaki bu bağın somut hâlidir: tarla ahırı besler, ahır haneyi.

Hayvanı olmayan hane için buğdayın ikinci bir geliri daha vardır: saman. Hasattan sonra kalan buğday sapları balyalanır ve hayvancılığın yoğun olduğu yörelere satılır. Balıkesir'den kamyonlar gelir, tarlada yükler, götürür. Tarlasını ekip hayvan beslemeyen için bu, hasadın üstüne binen ayrı bir kalemdir.

Doksan yıl önce aynı saman

13 Kasım 1935 tarihli röportajda Gelibolulu bir tanıdık, muhabire kışın gelmesiyle birlikte başlayacak saman sıkıntısını anlatıyordu: köylülerin kendi hayvanlarına bile yetmeyen samanına göçmenlerin hayvanları da ortak olacaktı. “O zaman korkarım hayvanlar birbirini yiyecek” demişti.

Bugün aynı köy, kamyonlarla Balıkesir'e saman satıyor. O yazı arşivde.

Neden nöbetleşe ekiliyor?

Sulama olmayan tarlada toprağın nemi ve besini ancak dinlendirilerek korunur. Buğday ile günebakanın sırayla ekilmesi, aynı toprağın aynı besini iki yıl üst üste vermek zorunda kalmamasını sağlar. Derin kök salan günebakan, buğdayın ulaşamadığı katmandan beslenir.

Yani nöbetleşe ekim bir tercih değil, susuz toprağın dayattığı bir yöntemdir.

Meyvecilikte de aynı engel var: su kıtlığı. Köy topraklarında tatlısu kaynağı sınırlıdır. Kuyu açarak sulama denemeleri hem maliyet hem de yeraltı suyunun yetersizliği yüzünden sürdürülebilir olmamıştır. Damla sulama altyapısı, köyde ekonomik çeşitliliği artırabilecek en kritik yatırımdır.

Şu süreklilik dikkat çekicidir: 1935'te muhabirin en çok yazdığı konu tohumun geç gelmesi ve suyun yokluğuydu. Doksan yıl sonra köyün ekim düzenini belirleyen şey hâlâ su.


7

Gelenek, Sofra ve Topluluk

Köy halkının bir araya geldiği yerler sosyal hayatın nabzını tutar: köy kahvesi, muhtarlık binası, okul bahçesi ve çamlık. Düğünlerin büyük bölümü okul bahçesinde kurulan alanlarda yapılır.

Yıl boyunca Demirtepe

  • Hıdırellez (6 Mayıs) — Baharın gelişini kutlayan, çamlıkta yapılan geleneksel şenlik. Dobruca'dan getirilen Balkan geleneğiyle Anadolu ritüellerinin harmanı.
  • Köy hayrı — Ortak sofra kurulan, yiyeceğin paylaşıldığı dayanışma töreni.
  • Buğday hasadı (Haziran) — Tarlaların en hareketli dönemi.
  • Ayçiçeği hasadı (Eylül) — Sarı tarlaların biçildiği mevsim.
  • Kış oturmaları — Köy kahvesinde anıların aktarıldığı sohbetler.

Mutfak, Dobruca'dan taşınan Balkan geleneğini Trakya'nın kıyı lezzetleriyle harmanlar. Köyde üretilen taze peynir günlük sofranın vazgeçilmezidir; yoğurt, kaymak ve tereyağı sabah sofrasının temelidir. Pesmet ve dızmana gibi hamur işleri doğrudan göçmen kültüründen kalmadır. Odun ateşinde pişirilen ev ekmeği geleneği sürer.

Gelibolu'nun sardalyayla özdeşleşmiş balık kültürü Demirtepe'de de karşılık bulur. Her ağustos ilçe merkezinde düzenlenen Altın Sardalya Festivali, köyden şehre akan katılımla köy ile ilçe arasındaki bağı pekiştirir.

Son yılların en belirgin sorunu genç nüfusun köyden ayrılmasıdır. İstanbul, Çorlu ve Çanakkale'nin sunduğu eğitim ve iş olanakları gençleri çekiyor; köyde kalan yaşlı nüfus tarım ve hayvancılığı büyük ölçüde tek başına sürdürüyor. Buna karşılık göç edenlerin çoğu yaz aylarında ve bayramlarda köye dönüyor; o dönemlerde köy nüfusu birkaç katına çıkıyor.


8

Çevredeki Tarih

Demirtepe, yoğun bir tarihî coğrafyanın ortasındadır. Gelibolu Yarımadası, Avrupa ile Asya arasındaki en kritik geçişlerden biri olduğu için Pers İmparatorluğu'ndan Bizans'a, Haçlı Seferleri'nden Birinci Dünya Savaşı'na kadar sayısız olaya sahne olmuştur.

Osmanlı'nın Avrupa yakasındaki ilk kalıcı yerleşimi olan Çimpe Kalesi (1352) bu yarımadadadır. Gelibolu adı ise Osmanlı'dan çok öncesine, Antik Yunanca Kallipolis (“güzel şehir”) sözcüğüne dayanır; şehir Osmanlı döneminde donanma üssü ve tersane merkezi olmuştur.

1915 Çanakkale Savaşları, modern Türkiye'nin kuruluş anlatısındaki yerini bu topraklarda kazandı. Her iki tarafın kaybı da ağırdır; ölü, yaralı ve kayıp toplamı her iki tarafta da iki yüz binin üzerindedir. Ölü sayıları için farklı kaynaklar farklı rakamlar verir, bu yüzden burada tek bir sayı belirtilmemiştir.

Yakın çevredeki tarih

Bolayır (karayoluyla 4,8 km, eski yaya yoluyla 2 km): Gazi Süleyman Paşa Türbesi ve Namık Kemal'in mezarı. 1935'te muhabir bu iki mezarı harap hâlde bulmuş, Namık Kemal'in mezar taşlarının ziyaretçilere oturak yapıldığını yazmıştı. O yazı arşivde. On bir yıl sonra, 1946'da, aynı yerlerin onarılmakta olduğu bildirilir.

Demirtepe sırtları: Balkan Harbi'nde şehit düşenlerin mezarları. 1946'da bulunup düzenlenmiş ve bir anıt dikilmiştir. Bunu bildiren yazı da arşivde.

Köy sınırları içinde 1. derece arkeolojik sit alanı olarak tescillenmiş bir parsel bulunmaktadır. Çevrede Lysimakheia ve Kardia gibi antik kentlerin izleri tespit edilmiştir.

Geçmişi Belgeyle Konuşan Bir Köy

Demirtepe'nin hikâyesi, kuşaktan kuşağa aktarılan anlatıyla yazılı belgenin nadiren bir arada bulunduğu bir örnektir. Köy hafızası planlı bir yerleşimi, dayanışmayı ve 1942'nin canlı yıllarını anlatır. 1935 gazeteleri ise çatısız evleri, geç gelen tohumu ve ilk kışın ağırlığını kaydeder.

İkisi birbirini yalanlamaz; birbirini tamamlar. Bir köyün kurulması, planın kâğıt üzerinde iyi olmasıyla bitmez — o planın altında geçirilen ilk kışla ölçülür.

Bu yazı nasıl güncellendi? Metin, 2025–2026'da yürütülen basın arşivi çalışmasının bulgularıyla gözden geçirildi. Kuruluş tarihi, nüfus ve ilk yıllara dair bilgiler dönemin gazetelerinden doğrulandı. Doğrulanamayan bilgiler metinde ayrıca belirtildi.

Kaynaklar: Son Posta (1935, 1936), Tasvir (1946). Yazıların tam metinleri ve sayfa görüntüleri için Demirtepe Basın Arşivi.

YORUMLAR 0

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!